Emperyalizme Geçit Verilmemelidir!
Emperyalizme Geçit Verilmemelidir!
Bugün, ABD'nin Venezuela'ya yönelik askeri operasyonu ve bu operasyon neticesinde devlet başkanı Nicolas Maduro'nun ABD silahlı güçlerince kaçırılması ile başta ABD ve İsrail olmak üzere emperyalist güçler ekseninde uluslararası hukukun en temel direklerinin ne denli tahribata uğradığını gözlemlemekteyiz. Bir devletin, başka bir egemen devletin halk iradesine ve liderine yönelik yürüttüğü fütursuzca müdahaleler, basit bir dış politika hamlesi değil, evrensel hukuk medeniyetine karşı girişilmiş bir "darbe" niteliğinde olup emperyalist tahakkümün en somut örneğidir.
Westphalia Barışı'ndan bu yana uluslararası sistemin merkezinde yer alan devletlerin egemen eşitliği ilkesi, küresel istikrarın yegane teminatıdır. Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2'nci maddesiyle koruma altına alınan "siyasi bağımsızlık" ve "iç işlerine müdahale yasağı", hiçbir devletin tek taraflı iradesiyle çiğnenemez.
Hukuk literatüründe yer alan "Par in parem non habet imperium" (Eşitin eşit üzerinde yargı yetkisi yoktur) kuralı ve 1927 Lotus Davası ile tescillenen yargı yetkisi sınırları, devletlerin birbirine tahakküm kurmasını engelleyen kırmızı çizgilerdir. Bir devlet başkanının başına ödül konulması veya askeri dış müdahale ile görevinden alıkonulması, BM Şartı'nın yasakladığı "kuvvet kullanma tehdidi" kapsamındadır. Bu tür eylemler milletlerin en temel haklarını, hukukun güvencesinden koparıp "orman kanunlarının" geçerli olduğu bir kaosa sürüklemektedir.
Devletlerin egemenliği, siyasi pazarlıkların veya güç gösterilerinin bir lütfu değil; uluslararası toplumun ve her ulusun devredilemez hakkıdır. Adalet, ancak tehditlerin gölgesinden kurtulduğu ve hukukun evrensel ilkelerine sadık kalındığı müddetçe yaşam bulacaktır.
Antalya Barosu olarak; egemenlik hakkına yönelik her türlü zorlama ve müdahale girişimini, uluslararası hukukun emredici normlarına karşı bir meydan okuma şeklinde değerlendiriyoruz. Emperyalizmin istediğini yapamadığı, gücün hukukunun değil; hukukun gücünün hâkim olduğu bir dünya düzeni için tüm devletlerin, kurum ve kuruluşların sesini yükseltmesi gerektiği çağrımızı yineliyor, uluslararası toplumu tüm olanaklarıyla Venezuela Halkının yanında bulunmaya davet ediyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Bugün, ABD'nin Venezuela'ya yönelik askeri operasyonu ve bu operasyon neticesinde devlet başkanı Nicolas Maduro'nun ABD silahlı güçlerince kaçırılması ile başta ABD ve İsrail olmak üzere emperyalist güçler ekseninde uluslararası hukukun en temel direklerinin ne denli tahribata uğradığını gözlemlemekteyiz. Bir devletin, başka bir egemen devletin halk iradesine ve liderine yönelik yürüttüğü fütursuzca müdahaleler, basit bir dış politika hamlesi değil, evrensel hukuk medeniyetine karşı girişilmiş bir "darbe" niteliğinde olup emperyalist tahakkümün en somut örneğidir.
Westphalia Barışı'ndan bu yana uluslararası sistemin merkezinde yer alan devletlerin egemen eşitliği ilkesi, küresel istikrarın yegane teminatıdır. Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2'nci maddesiyle koruma altına alınan "siyasi bağımsızlık" ve "iç işlerine müdahale yasağı", hiçbir devletin tek taraflı iradesiyle çiğnenemez.
Hukuk literatüründe yer alan "Par in parem non habet imperium" (Eşitin eşit üzerinde yargı yetkisi yoktur) kuralı ve 1927 Lotus Davası ile tescillenen yargı yetkisi sınırları, devletlerin birbirine tahakküm kurmasını engelleyen kırmızı çizgilerdir. Bir devlet başkanının başına ödül konulması veya askeri dış müdahale ile görevinden alıkonulması, BM Şartı'nın yasakladığı "kuvvet kullanma tehdidi" kapsamındadır. Bu tür eylemler milletlerin en temel haklarını, hukukun güvencesinden koparıp "orman kanunlarının" geçerli olduğu bir kaosa sürüklemektedir.
Devletlerin egemenliği, siyasi pazarlıkların veya güç gösterilerinin bir lütfu değil; uluslararası toplumun ve her ulusun devredilemez hakkıdır. Adalet, ancak tehditlerin gölgesinden kurtulduğu ve hukukun evrensel ilkelerine sadık kalındığı müddetçe yaşam bulacaktır.
Antalya Barosu olarak; egemenlik hakkına yönelik her türlü zorlama ve müdahale girişimini, uluslararası hukukun emredici normlarına karşı bir meydan okuma şeklinde değerlendiriyoruz. Emperyalizmin istediğini yapamadığı, gücün hukukunun değil; hukukun gücünün hâkim olduğu bir dünya düzeni için tüm devletlerin, kurum ve kuruluşların sesini yükseltmesi gerektiği çağrımızı yineliyor, uluslararası toplumu tüm olanaklarıyla Venezuela Halkının yanında bulunmaya davet ediyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
